Yine Ru’yet-i Hilal Meselesi

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Ramazan bugün mü, yarın mı?

Suud ve ona tabi olan birçok İslam ülkesi bu sene Ramazan’a Türkiye’den bir gün geç başlıyorlar. Birçok dost arayıp sordular, Ramazan’a hangi gün başlamalıyız? Kısa ve net ifade etmek istiyorum: Suud’un ru’yet-i hilal faaliyetlerinin günümüz şartları ve imkanları açısından yetersiz olduğunu düşünüyorum. Bu bakımdan Türkiye’nin astronomik verilere bağlı Ramazan takvimine muarız olabilecek güvenilirliğe sahip olmadığına inanıyorum.

Binaenaleyh özellikle bu ülkede yaşayan Müslümanlar olarak, önceden sunulan astronomik veriler doğrultusunda dünyanın her hangi bir bölgesinde hilalin görülebileceği belirtilen nokta üzerinde ru’yet çalışmaları yapılıp takvimlerin aksi sonuç alınıncaya kadar Türkiye’deki tespite göre hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Aşağıdaki yazıyı geçen sene Kurban bayramının günüyle ilgili tartışma üzerine yazmıştım. Ru’yetin günümüz şartlarında nasıl olması gerektiği ve Suud’un ru’yet faaliyetlerinin sıhhatine dair ihtiva ettiği soru ve mülahazalar bakımından yazı Ramazan hilali bağlamında da geçerlidir. Bunun için paylaşmak istedim. Ramazanımız mübarek olsun. Suriye, Mısır, Filistin ve tüm bilâd-ı islamiyede fütuhâta vesile olsun.

Ru’yet; ama nasıl?

Kurban bayramı ne zaman?” başlıklı yazım sonrası yer yer sorulara muhatap olurken yer yer de farklı mülahazalara şahit oldum. Bunlara dair mülahazamı sizinle paylaşma gereği duyuyorum.

Söze girerken ru’yet usulüne dair şunun altını çizmeliyiz: Kamerî ayların başlangıç ve bitiminin tespitinde ne sadece hesaba, ne sadece ru’yet/rasat verilerine itibar edebiliriz? Bilakis birine diğeri adına kıymadan, her ikisini de itibara alarak hareket etmeliyiz. Doğrusu hesapla rüyeti “ya o ya bu” şeklinde kategorize etmek sıhhatli bir yaklaşım değil. Çünkü astronomi hesapları-verileriyle ru’yet çalışmaları birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan paralel verilerdir. Astronomi verileri ru’yetin sıhhatini temin eden birer unsur olarak mutlaka dikkate alınmalı, açık ve kesin bir veri olmadıkça ru’yet astronomi verilerine rağmen değil, onlara paralel yürütülmelidir.

Evet, kaynaklarımızda fakihlerin kahir ekseriyetinin görüşü olarak ru’yetin esas olduğu geçer. Bunun yanında ru’yetin hangi şartlarda, hangi ölçülerde gerçekleştirilmesi gerektiği hususu da başlı başına bir meseledir ve her ru’yet teşebbüsünün sahih olmayacağı malumdur. Kaynaklarımızda ru’yetin şartlarına dair serdedilen bir kısım bilgiler vardır. Bugün gelişen imkan ve araçları göz önünde bulundurarak bu şartlara astronomi verilerini hesaba katmak maddesini de eklemeliyiz.

Buna göre sözgelimi ilgili veriler hilalin belli bir günde, belli bir bölgeden görülebileceğini, diğer bölgelerden görülemeyeceğini bildiriyorsa ru’yet çalışmasında bunu dikkate almalı, çalışmayı anılan günde, anılan bölgede mutlaka gerçekleştirmeliyiz.

Çalışmayı ihtiyaten, hilalin görülemeyeceği belirtilen bölgede gerçekleştirmemiz durumunda “hilali göremedik, dolayısıyla bir önceki ayı 30’a tamamlıyoruz” sonucuna asla varmamalıdır. Müslüman olarak modern bilimsel verilere bel bağlayacak değiliz, “bilim ne diyorsa o” diyen ucuz düşünceye prim vermeyiz, vermemeliyiz. Ama bilime karşı tavrımızın bir dayanağı olması gerektiğini de unutmamalıyız.

Ortada ne nasların, ne sahih ictihadî verilerin aksi yönde delaleti varken durduk yere bilimsel verilerden, raporlardan şüphe etmenin bir manası yoktur. Hesaba güvenmediğimizi söylüyorsak belirtilen günde, belirtilen bölgede ru’yet çalışması gerçekleştirip bilimsel verilerin sınamasını yapmalı ve akabinde elde ettiğimiz verilere göre hesaba eleştiri yöneltmeliyiz. Çünkü bir iddiayı doğrulamak ya da reddetmek için iddianın taalluk ettiği alana eğilmeli, taalluk ettiği şey ne ise onu irdelemelisiniz.

Güney Amerika’nın dışında bir yerden hilal görülmez diyen bilimi, Suud’dan gözlem yaparak nakzedemez, bilakis doğrulamış olursunuz. Çünkü mesele 15 Ekim akşamı hilalin görülüp görülmemesi meselesidir. Astronomi verileri Güney Amerika’da görülebileceğini söylüyor, siz Suud’da görülmedi diyorsanız bu bir itiraz değildir. Bilakis Suud’dan yaptığınız gözlem sonucunda –bu sene olduğu gibi- bilimin dediği sonuca varıp, hilali göremedik demek zorunda kalırsınız. Bu durumda hesabın güvenilir olmadığını kim neye dayanarak ortaya koyacaktır?

Bir iddiayı, bir tespiti taalluk ettiği şeyle alakalı, geçerli sebeplerle kabul ya da reddedebilirsiniz. Sadece siyasi-ideolojik gerekçelerle red ya da kabul tarafında olmak doğru bir tutum değildir. Sonuçta konuştuğumuz konu ru’yet konusudur, ne metafizik-gaybî bir konudur ne taabbudî bir konudur. Alt tarafı adından da anlaşıldığı gibi şu şehadet alemindeki gözleme dayalı bir konudur. Yani bilimsel imkan ve araçların pekala iş görebildiği bir alandır.

Eğer makul bir gerekçemiz yoksa bilimin ortaya koyduğu verilere kulak tıkamamız yersizdir; ayrıca sahici ve tutarlı da değildir. Otoyollar, köprüler, dev kompleksler ve bilumum inşaat alanları ve her tür sanayi sektörü başta olmak üzere bütün dünyevi proje-teşebbüs ve yatırımlarımızı; keza namaz vakitlerinin tespiti gibi dine taalluk eden bazı işlerimizi bu verileri dikkate alarak yapıyorken ru’yet konusunda bu verileri hesaba katmamanın izahı olabilir mi? Tasrih edeyim, hesaba katmaktan bahsediyorum, sadece bu verilere bel bağlamaktan değil.

Suud’un bu sene yaptığı gözlemde bilimsel veriler-raporlar hesaba katılmamış, gözlem belirtilen yerde yapılması gerekirken Suud’da ya da belirtilen yerin dışındaki diğer bölgelerde yapılmıştır. Dolayısıyla bu gözlem sahih değildir. Müslümanlar sahih olmayan bir gözlemle astronomi verileri arasında sıkışıp kalmıştır.

Bayramın bir gün sonra olabileceğini hesab ederek hep 1. gün kesilen kurbanlar ne olacak diye sorduk, ama ya bayram Türkiye’nin dediği gibi bir gün önceyse ve milyonlarca hacı Arafat vakfesini Arefe günü değil de bayram günü yapmışsa haclar ne olacak diye sormadık. Ortada bir yanlış varsa her iki taraf için de geçerlidir ve her iki durumda da Müslümanların kaybı vardır. “Müslümanlar Allah’ın rahmetine güvenip ortak hareket ettiğinde Allah affeder, amellerini kabul eder” umudu Müslümanların ellerinden geleni yapmaları halinde geçerlidir. “15 Ekim’de Güney Amerika’da gözlem yapmak Müslümanların ellerinden gelmiyor muydu?” sorusu cevaplanmadıkça bu umudu sadece içimizde taşıyabiliriz, tartışmada bir veri olarak kullanamayız. Şu durumda ibadetlerin kabulü meselesi üzerinden konuyu ele almak ortamı germekten başka bir işe yaramaz.

Ru’yet çalışmasının Mekke’de yapılması gerektiği yönündeki görüşlere, niyeti ve amacı itibarıyla hak veriyorsam da günümüz şartlarını karşılamadığı için katılamıyorum.

Evrensel bir dinin müntesipleriyiz ve Müslümanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış vaziyette; her ırktan, her bölgeden büyük bir nüfusa sahibiz. Yanı sıra astronomi imkanları belli bir coğrafyayla sınırlanmayacak kadar geniş veriler-raporlar sunuyor bize. Değindiğim niyet ve amacı da hesaba katarak şunu diyebiliriz: İlan Mekke’de olmak üzere, ru’yet çalışmaları astronomi verileri dikkate alınarak dünyanın dört bir yanından yapılmalıdır.

Allah’ın emrine gösterdiğimiz ciddiyetin ifadesi sadedinde günün imkanlarını sonuna kadar kullanmak bakımından da, İslam birliğinin sağlanması bakımından da en doğru tutum bu olsa gerek. Allahu a’lem… 

 

9 Temmuz 2013