İmsak Tartışmalarına Dair Bir Not

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

İmsak vakti ya da sabah namazının giriş vaktiyle ilgili tartışmalar Türkiye’ye has tartışmalar değil. Benzer tartışmalar Arap ülkelerinde de cereyan ediyor. O kadar ki Arap kanallarında da ilgili tartışmalar üzerine fecr/tan yeri gözlemleri yapılıyor ve hangi tarafın haklı olduğu hususu canlı yayınlarda aydınlatılmaya çalışılıyor.

Devlete bağlı dinî kurumlar/müftülükler kendi hazırladıkları imsakiye ve takvimlerin doğru olduğunu ve bunların astronomik hesaplara göre belirlendiğini savunuyorlar. Karşıt iddia sahibi araştırmacılar ise daha çok gözleme itibar ederek ilgili hesaplamaların sünnetteki ölçüyü yansıtmadığını ileri sürüyorlar.

Bu tartışmalardan biri Filistin’de Filistin müftüsü ile araştırmacı Ebu Arefe arasında yaşandı. Televizyon ekranlarına yansıyan bu tartışmanın videosunu aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Videoda ufuk üzerinde yapılan gözlem sonucu orucun başlama vakti olan fecr-i sadık müftülüğün hazırlattığı imsakiyenin belirlediği vakitten ancak 35 dakika sonra görünüyor. Ebu Arafe bu ve benzer gözlemlere dayanarak sabah namazı ezanının erken okunduğunu ve dolayısıyla ezan okunduğu gibi namazlarını kılan müslümanların namazlarının vaktinden önce kılındığı için sahih olmadığını ileri sürüyor.

Aşağıda linkini vereceğim ses kaydı Suud’da da benzer tartışmaların yaşandığını gösteriyor. Ses kaydında Şeyh İbn-i Useymin’e müslümanların bu konuda nasıl hareket etmesi gerektiği soruluyor. Şeyh ihtiyatlı davranmak gerektiğini salık vererek imsakın erken başlatılmasını, namazın da geç kılınmasını tavsiye ediyor.

Son yıllarda Prof. Dr. Abdulaziz Bayındır tarafından başlatılan benzer imsak tartışması sebebiyle tıpkı Arap kamuoyunda olduğu gibi Türkiye’de de insanların haklı olarak kafası karışmış durumda. Diyanet’in konuyla ilgili kısa izahatı, özellikle Bayındır’ın iddia ve gerekçeleri göz önünde bulundurulduğunda sadra şifa olmuyor.

Diyanet’in muhtelif vesilelerle tekrarladığı açıklama Filistin Müftüsü’nün yaptığı açıklamayla örtüşüyor. Açıklamada, fecr-i sadığın/imsak vaktinin astronomik hesaplara göre tespit edildiği, bilhassa şehirlerde yapılacak çıplak gözlemlerin sıhhatli olmadığı, dolayısıyla mevcut takvimin doğru olduğu belirtiyor.

Abdulaziz Bayındır meselenin astronomi meselesi olmadığını, tan yerinin ufukta bizzat oruç tutanlar tarafından görülmesi gerektiğini Bakara, 187. Ayette geçen bazı ifadelere dayanarak iddia ediyor. Ayrıca gerek kendi katıldığı tv programlarında gerekse diğer tv programlarına yansıyan tan yeri gözlemlerinde, Diyanet takviminin gösterdiği imsak vaktinde hadislerin tanımladığı fecr-i sadık gözlemlenebilmiş değil. Aksine gerek Türkiye’de gerekse Arap ülkelerinde yapılan bu gözlemlerde fecr-i sadığın, bölgesine ve mevsimine göre 35-80 dakika aralığında epey bir zaman sonra gözlemlenebildiğini ilgili videolardan biliyoruz.

Abdulaziz Bayındır’ın itikadi meselelere kadar uzanan yanlış görüş-düşüncelerinin farkındayız. Bunların bir kısmına benim de eleştirilerim oldu. Ne var ki, hususen imsak konusunda uzun süredir sürdürdüğü çalışmalara dair yaptığı açıklamaları gerek yazılı gerek görsel kaynaklardan incelediğimde kendisinin haklı olabileceği ihtimalini göz önünde tutmak gerektiğini düşündüm. Bir insanın bazı konularda yanlış fikirler taşıması diğer bir konudaki fikrinin de yanlış olduğunu göstermez. Kaldı ki, imsak vaktiyle ilgili tartışmalar başta da belirttiğim gibi arap ülkelerinde de yaşanmaktadır. Dolayısıyla meseleyi Abdülaziz Bayındır meselesi haline dönüştürmek doğru bir tutum değildir.

Bu bakımdan –yatsı namazının çıkış vaktiyle ilgili görüşü değil- imsak vaktiyle ilgili fikri daha geniş ve etraflı biçimde tartışılmalıdır. Diyanet’in esas aldığı derece ile kendisinin esas aldığı derece özellikle hadisler ışığında tekrar masaya yatırılmalıdır.

Ez cümle bu konuda bana geçen seneden beri soru soran kardeşlerime diyeceğim şudur: Gerek Diyanet’in gerek islamî camianın muhtelif çevrelerinden sivil alimlerin daha aktif katılımıyla bu tartışmalarda belli bir kanaat oluşuncaya kadar müslümanların ihtiyatlı olmasında fayda var. Buna göre imsakı Diyanet’in belirlediği takvime göre başlatıp sabah namazını da Bayındır ve ekibinin hazırladığı takvime göre kılmak en doğru tutum olsa gerek. Allahu a’lem…

Burada son olarak şu hususa temas etmek isterim: Bayındır’ın bu konudaki tespitlerine ihtiyat adına haklılık payı veriyor olmak, ru’yet-i hilal meselesiyle ilgili astronomik hesaplardan yana tutumla çelişmez. Çünkü astronomik hesaplarda hilalin –mesela Güney Amerika’nın batı bölgesi gibi- yeryüzünün herhangi bir noktasında görülebileceği bilgisi veriliyor. Sahih ru’yetin belirtilen bu bölgede yapılması gerektiğini, aksi takdirde astronomik hesaplara itiraz edilemeyeceğini savunuyorum.

Ancak imsak konusunda astronomik tan denilen eksi on sekiz derecenin baz alındığı vakitte dünyanın neresinden bakarsanız bakın fecr-i sadık gözlemlenemiyor. Dolayısıyla hem hilalin hem de fecrin doğuşu konusunda gözlemin şartlarına uygun olması halinde muteber olduğunun altını çizelim. Hilal gözlemi astronomik hesapların bildirdiği bölgede yapılmadığında nasıl sahih olmazsa, dünyanın herhangi bir bölgesinde gözlemle çelişen ya da gözlemle kesişmeyen astronomik hesap da (mesela eksi en sekiz derece) sahih olmamalıdır. Dolayısıyla bu tabloya göre astronomik tanın Efendimiz’in belirttiği fecr-i sadık olduğundan emin olamayız. Bu sebeple ihtiyatı elden bırakmamak en doğru yoldur.

 

24 Temmuz 2013