İllet bir zihin alışkanlığı: Genelleme

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Söze girerken şu hususu tasrih edeyim; niyetim Mustafa İslamoğlu’nun Hayat Kitabı Kur’an (Gerekçeli Meal-Tefsir) isimli mealine eleştiri yazısı kaleme almak değil.

Bu hususta benim yazdıklarım da dahil bir çok eleştiri yazıldı, mealdeki birçok yanlışa dikkat çekildi. Hatta meali baştan sona inceleyip eleştirileri hacimli bir kitapta toplayan araştırmacılar da oldu. Şüphesiz gerek İslamoğlu’nun gerek diğer meal yazarlarının eserlerine bundan sonra da eleştiri yazıları yazılacaktır. Ne eleştiriye muhatap olan meal yazarları, ne onları seven takipçileri bu eleştiri yazılarını birer düşmanlık göstergesi olarak değil, tıpkı kendilerinin yaptığı gibi, bu toplumda Kur’an’ın doğru ve eksiksiz anlaşılması amacına dönük birer hizmet olarak telakki etmeliler. Keza ne eleştirenler ne eleştiriye muhatap olanlar, duygusal bir gerilimle gereksiz ve maksadını aşan tepkiler vermemeliler.

Bu takdimden sonra amacımın daha sarih ifadesi olarak mezkur mealde karşılaştığım bir genelleme hatasına temasla “genellemecilik” illetine dikkat çekmek niyetinde olduğumu belirtmek isterim.

Dün akşam, her Cumartesi İvem’de düzenlenen mutad Tefsir Usulü-Tarihi-Problemleri dersimde, klasik tefsirlerle modern meal-tefsirleri karşılaştırdığımız sırada İslamoğlu’nun anılan mealde Nisa, 34. ayete düştüğü bir dipnottaki bir genelleme dikkatimi çekti.

İlgili ayet bilindiği gibi ev içi otoriteyle ilgili. Ayetin ilk cümlesi, erkeklerin kadınları üzerinde “kavvâm” olduklarını beyanla ev içi otoritenin erkeklere ait olduğunun altını çiziyor. Ayetin ilerleyen cümlelerinde “nüşuz” (huysuzluk-serkeşlik) sergileyen hanımlara karşı erkeğin uygulayacağı ve son adımda dayak seçeneğinin önerildiği üç adımlık bir yol haritası yer alıyor.

İlgili ayette, gerek klasik gerek modern tefsir-meal külliyatının kahir ekseriyetine “dayak” diye geçen “darb” kökünden gelen sözcüğü İslamoğlu da “dayak” olarak meallendiriyor. Ancak düştüğü dipnotta ilgili kelimenin alternatif anlamları olduğuna dikkat çeken İslamoğlu, ayeti bunlar üzerinden de anlamanın imkanına işaret ediyor.
Evet, “darb” sözcüğünün tek anlamının dayak olmadığını, Kur’an’da başka anlamlarda da kullanıldığını biliyoruz. Ancak bu durum ilgili ayette geçen “darb” sözcüğünün dayak dışı bir anlama çekilmesi için yeterli bir gerekçe teşkil etmez.
Bir sözcüğün farklı anlamlara sahip olması, bağlamına göre bunlardan birini esas alabileceğimizi gösterir. Yoksa bağlamı dikkate almadan, anlamların her birini kelimenin geçtiği her yerde uygulayabileceğimizi göstermez. Bu ayetin nüşûz bağlamında olduğunu ve son yaptırım aşaması olarak darba yer verdiğini hesaba katarsak ilgili kelimeye başka anlamlar vermek için elimizde makbul bir gerekçe olmadığını görürüz. Nitekim İslamoğlu’nun kendisi de bunun farkında olacak ki, kelimeyi alternatif anlamlardan biriyle değil, dayak diye meallendirmiş. Ne var ki cümlenin sonuna düştüğü dipnotta sıraladığı alternatif anlamlarla ayetin bunlar üzerinden de anlaşılabileceğine dikkat çekerek okuyucunun zihnini bulandırmıştır.

Burada ele almak istediğim konu “erkeğin gerektiğinde eşini makul ölçülerde dövme hakkı” olmadığı için dövme meselesini bir kenara bırakıp asıl meseleye, İslamoğlu’nun ilgili dipnotta yaptığı bir genelleme hatasına dikkat çekmek istiyorum.

İslamoğlu bahsettiğim ayete düştüğü 5 no’lu dipnotta ayetteki “vurun, dövün” (vadribûhünne) emrine alternatif anlamlar verir. İlk cümlede ”veya darabe‘nin alternatif anlamıyla: “ayırın”, yahut “ısrarcı olun”” diyerek ayeti bu şekilde de anlayabileceğimize dikkat çeker. İslamoğlu’nun zikrettiği bu anlamlara göre huysuzluk eden kadınlara kocaları önce öğüt verecek, sonuç alamazsa yatakları ayıracak, yine sonuç alamazsa “ayıracak” veya “ısrarcı olacak”… Ancak “neyi ayıracak?”, “ne hususta ısrarcı olacak?” soruları havada kalıyor; ama doğrudan konumuzu ilgilendirmediği için bu bahsi de geçiyorum.

Dipnotun ilerleyen satırlarında ilgili anlamlara dair Arap lügatından örnekler veren İslamoğlu, Kur’an’da darabe sözcüğünün “getirmek, gezmek, mühürlemek, itmek, mahkum etmek” anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Ama bunlar arasında vurmak anlamına hiç değinmez. Oysa aşağıda bizzat kendi mealinden örneklerle arz edeceğim gibi kelime Kur’an’da vurmak anlamında da kullanılır.

İslamoğlu devamla ayetteki darabe sözcüğüne illa vurmak anlamı vermek zorunda olmadığımıza işaret eden şu talihsiz genellemenin altına imza atar: “Kur’an’da vurmanın tüm türleri yer alır, fakat bunların hiçbirinde darabe fiili ve türevleri kullanılmaz.” [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 158.]

Her ne kadar genelleme beni ilk başta kuşkulandırdıysa da, bu kadar emin olduğuna göre vardır bir bildiği diyerek ses çıkarmadım. Ancak aklıma Muhammed suresi 4. ayet geldi. Orada kafirlerin boyunlarına vurmak anlamında yer alan kelime bizzat darbtı. (Fe darbe’r-rikâb…) Acaba İslamoğlu kelimeye başka bir anlam mı veriyor ki, yukarıdaki genellemeyi yapabiliyor diye ilgili ayete verdiği meala bakayım dedim. Bir de ne göreyim, İslamoğlu Muhammed suresi, 4. ayetteki darb kelimesine bizzat “vurmak, boyun vurmak” anlamı veriyor. [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 1007.] Şaşkınlığım iyice arttı.

Bu defa bütün Kur’an’da tarama yapmayı düşündüm. Hasenat programını yapanlardan Allah razı olsun, bir tarattım baktım ki, darp kelimesi çeşitli türevleriyle Kur’an’da 54 ayette geçiyor. Kelime bunların büyük bir çoğunluğunda misal vermek, yola çıkmak anlamında olsa da 7-8 yerde bizzat vurmak anlamında kullanılmış. Bakayım, İslamoğlu, Nisa 34. ayete düştüğü, Kur’an’da darabe ve türevlerinin tüm türleriyle vurmak anlamında hiç kullanılmadığını belirttiği dipnotla ne kadar tutarlı olabilmiş diyerek kendi mealinden ilgili ayetlere bir göz attım.

İşte şaşırtıcı tabloyu paylaşıyorum:
1-) İslamoğlu Araf, 160′da geçen darabe sözcüğünün bir türevini “asanla taşa vur” diye bizzat vurmak şeklinde meallendirir. [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 296.]

2-) Enfal suresi 12. ayette de aynı sözcük yer alır. (Fadribû fevka’l-a’nâki) İslamoğlu’nun bu ayete verdiği meal “haydi, vurun boyunlarının üstüne…” şeklindedir. [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 309]

3-) Enfal suresi 50. ayette bu defa meleklerin, kafirlerin canını almaları sırasındaki halini ifade sadedinde karşımıza çıkar darabe sözcüğünün bir türevi. (Yadribûne vücûhehüm ve edbârahüm…) İslamoğlu bu ayete “Melekler onların sırtlarına ve suratlarına vurarak (diyecekler) ki…” mealini verecektir. [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 319.]

4-) Muhammed suresi, 27. ayette meleklerle ilgili olarak aynı bağlamda yine (Yadribûne vücûhehüm ve edbârahüm…) ifadesi geçer. İslamoğlu buna da ”Melekler onların sırtlarına ve suratlarına vurarak canlarını alacakları…” mealini vererek darabe sözcüğünün türevine vurmak anlamını verir. [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 1011.]
5-) Kur’an’da birkaç örneği daha olmasına rağmen sözü fazla uzatmamak için son bir örnek daha vereyim. Sâd suresi 44. ayette Allah Teâlâ Eyub (aleyhisselam’)a hitaben “fadrib bihî…” buyurur ve burada bizzat darabe fiilinin bir türevini kullanır. İslamoğlu’nun verdiği meale göre ayetin anlamı şudur: “Eline bir deste al ve onunla vur!” [İslamoğlu, Hayat Kitabı Kur’an, s. 905.]

Şu halde ilgili ayetlere verdiği mealler de gösteriyor ki, İslamoğlu, Kur’an’da darabe sözcüğünün muhtelif türevleriyle “vurmak” anlamında, hatta bizzat “insana vurmak” anlamında kullanıldığını biliyor.

Peki biliyor da yukarıda alıntıladığım dipnotta bunun tam aksini iddia eden genellemeyi nasıl yapıyor? Bunun cevabını kendisine bırakıyorum, ama şundan emin olabiliriz; genellemeler “genellikle” sahibini mahcup edecek illet bir zihin alışkanlığıdır…