Süt akrabalığı ve süt bankaları

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Sağlık Bakanlığı”nın süt bankası projesiyle birlikte süt mahremiyeti meselesi de ülkenin gündemine yerleşmiş oldu. Bu topraklarda sütannelik, sütkardeşlik gibi sosyal bağlar hala canlı olduğu için süt mahremiyeti konusunda bir bilinç bulanması yaşanıyor olabileceğini düşünmezdik. Ne var ki süt bankası dolayısıyla baş gösteren tartışmalar, süt mahremiyetini anlamsız bulan insanların varlığına dikkatlerimizi çekmiş oldu.

Söze girerken belirtmeliyim ki, İslamî değerlere karşı kendilerini kayıtsız hisseden seküler çevrenin bu yöndeki itirazlarını burada değerlendirmeyeceğim. Onlarınki bir inanç ve aidiyet problemi olduğu için itirazlarını en başta itikat ilkeleri etrafında cevaplamak gerekir.

Ancak bazı itirazlarda kullanılan ifadeler sahiplerinin esasen haram helal gibi ölçülere bağlı olduğu izlenimini veriyor. Sözgelimi şu soruyu soruyorlar: Nesepçe akraba olduğumuz amca, hala, dayı ve teyze çocukları mahrem olmuyor da süt akrabaları neden mahrem oluyor? Esasen mahremlik ve nâmahremlik gibi fıkhî hükümleri kabul ettiği anlaşılan bu kimselerin itirazları bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor olsa gerek. Bir köşe yazısının sınırları çerçevesinde aşağıda vereceğim fıkhî malumat sanırım kendileri için yeterli olur.

İslam”da ebedi mahremiyetin üç sebebi vardır; kan bağı, süt bağı ve evlilik bağı. Kan bağı nesep akrabalığını, süt bağı süt akrabalığını, evlilik bağı da hısım akrabalığını oluşturur.

Nesep akrabalığı çerçevesinde mahrem olanlar Nisa suresi 23. ayette zikredilen şu 7 sınıftır: Anne, kız, kız kardeş, hala, teyze, erkek kardeşin kızı, kız kardeşin kızı (yeğenler).

Süt akrabalığının da temelde mahremiyet sebebi olduğunu aynı ayet bildirir. Ayetin devamında yer alan ”sizi emziren anneleriniz ve sütkız kardeşleriniz de size mahrem kılınmıştır” ifadesi süt mahremiyetinin esasını oluşturur. Kuran”ın adeta başlığını verip geçtiği süt mahremiyetinin geri kalan kısmı Efendimiz”in hadislerinde karşımıza çıkmaktadır. Mesela bir hadisinde Efendimiz ”nesepçe mahrem olanlar sütçe de mahremdir” buyurarak nesep mahremiyetinin kabaca süt akrabaları arasında da geçerli olduğunu bildirmiştir. (Buhari, Müslim)

Bu bakımdan nesep mahremiyeti nasıl anne, baba, dede, nine, çocuk, torun, amca, hala, dayı, teyze ve yeğenleri kapsıyorsa süt bağıyla doğan mahremiyet de bunları kapsar. Dolayısıyla sütanne, sütbaba, sütçocuk, süttorun, sütamca, süthala, sütdayı, sütteyze, sütyeğen vb. kimseler de mahremdir. Nitekim Hz. Aişe Validemizin evine süt amcası geldiğinde onu eve alıp alamayacağını Efendimiz”e sormuş, Efendimiz de ”o senin amcandır, izin ver, yanına gelsin” buyurmuştur. (Buhari)

Bu malumattan sonra yukarıda yer verdiğim sorunun yanlış bilgiden kaynaklandığı da anlaşılmaktadır. Zira amca, hala, dayı ve teyze çocukları nasıl mahrem değilse sütamca, süthala, sütdayı ve sütteyze çocukları da mahrem değildir. Bir kimse amcasının çocuğuyla evlenebildiği gibi sütamcasının çocuğuyla da evlenebilir.

Burada süt bağının kan bağı gibi kabul edilmesinin arkasındaki sebebe birkaç cümleyle de olsa işaret etmeliyiz. Süt bağının kan bağı gibi bir mahremiyet sebebi olması, hadislerde de ifade edildiği gibi anne sütünün, çocuğun ilk vücut gelişiminde sadece besleyici değil, ayrıca et ve kemik yapısında inşa edici role sahip olmasından kaynaklanır. Efendimiz ”süt mahremiyeti ancak etin oluştuğu, kemiğin sertleştiği safhada olur” (Ebû Davûd) buyurarak buna işaret etmiştir.

Yanısıra bu ve benzer hadisler süt mahremiyetinin ancak bebeklik çağında alınan sütle sınırlı olduğunu, sonraki çağlarda alınan sütün mahremiyet sebebi olmayacağını göstermektedir. Net yaş tahdidinde ihtilaf olsa bile mahremiyetin sadece bebeklik çağıyla sınırlı olduğu hususunda hem ilk dönem fakihlerinin kahir ekseriyetinin hem de fıkıh mezheplerinin ittifakı vardır. (el-Mevsuatü”l-fıkhiyyetü”l-Kuveytiyye)

Evlilik yoluyla doğan ebedi mahremiyet de aynı ayetin ilerleyen cümlelerinde yer almaktadır: ”Eşlerinizin anneleri, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız (…) ve sulbünüzden olan çocuklarınızın eşleri size haram kılındı.” Bu sadette kayınvalide ve kayınpederle damat ya da gelin arasında hısım mahremiyeti vardır. Üvey çocuklarla üvey anne ve üvey babalar arasında da yine aynı türden mahremiyet bulunmaktadır. (Kâsânî, Bedâiu”s-sanâî)

Süt bankaları

Sağlık Bakanlığının ”süt bankası” projesi, ahlakî ve sıhhî sorunların yanında yukarıda açıkladığım süt mahremiyeti bağlamında da ciddi endişelere yol açmış bulunuyor. Aynı annenin sütünden içecek olan çocuklar arasındaki mahremiyet durumu, çocukların ileride birbirleriyle evlenmeleri gibi önemli bir risk oluşturuyor. Projenin hayata geçmesi halinde süt mahremiyeti konusundaki hassasiyetin zamanla aşınması işten değil.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu tehlikeyi dikkate alarak mahremler arası evliliği engelleyecek bazı kriterler açıkladı. Bunlar arasında hangi çocuğun hangi annenin sütünden içtiğinin hem tespit edilmesi hem de kanunen tescil edilmesi yönünde bir madde de var. Sağlık Bakanı bu konuda Diyanet”e danıştıklarını, ilgili uyarıları dikkate alacaklarını bildirmiş olsa da, uygulamada bu kriterlerin ne kadar dikkate alınacağı konusunda haklı endişeler var.

Süt bankası uygulaması sadece Türkiye”de gündeme gelmiş bir mesele değil. Arap ülkelerinde bu konu Türkiye”den çok önce tartışıldı. İlk olarak 1983 yılında Kuveyt”te düzenlenen ”el-İncâb fî dav”i”l-İslam” isimli bir konseyde Yusuf Karadavî sunduğu araştırma yazısıyla süt bankası uygulamasının caiz olduğu yönünde görüş bildirmiştir. Yusuf Karadavî, Zahirî mezhebinde olduğu gibi, çocuk doğrudan bir kadının göğsünden emmedikçe süt mahremiyetinin oluşmayacağını düşünmekte; dolayısıyla aynı sütten içen çocukların evliliği de dahil süt bankasıyla ilgili hiçbir bir sakıncanın bulunmadığını savunmaktadır. Konseyde Karadavî”ye katılanların yanında kendisine itiraz edenler de olmuş, toplantı sonunda süt bankasının meşru olup olmadığına dair bir uzlaşmaya varılamamıştır.

Kuveyt”te tertip edilen toplantının ardından 1985 yılında Cidde”de düzenlenen fıkıh konseyinde, gerek fıkıh gerek tıp uzmanlarından oluşan katılımcıların mütalaaları üzerine süt bankası uygulamasının caiz olmadığı kararına varılmıştır. Özellikle neslin muhafazası bağlamında Cidde”deki bu toplantının kararının diğerine göre daha selametli olduğunu söylemeliyiz.

Diyanet”in sütkardeşler arası evliliği önleyici tedbir önerilerinin pratiğe ne kadar yansıtılabileceği hususu bir yana, haram-helal hassasiyetinin günden güne zayıfladığı bir toplumda ister süt veren, ister süt alan aileler olsun, isterse sağlık görevlileri olsun ilgililerden gerekli hassasiyeti beklemek pek gerçekçi değil. Şu şartlarda süt bankası uygulamasının hayır getirmeyeceğini, dinî hükümlerin teminat altına aldığı beş esastan biri olan nesli muhafaza ilkesine darbe vuracağını öngörmek için kehanete gerek yok.

 


Yeni Şafak Yazıları 1 Mart 2013