Bir tekfirin ardındaki basit mantık hatası

PaylaşShare on FacebookTweet about this on TwitterPin on PinterestShare on Google+Share on LinkedInEmail this to someonePrint this page

Selefîlerin kaynakları arasında yer alan, Ehl-i hadisin müteşeddid/aşırılıkçı isimlerinden Ebu Said Osman ed-Darimî Bişr el-Merîsî’ye eleştiri sadedinde kaleme aldığı Nakz’da, “Kuran mahluktur” diyen Bişr ve emsali mutezilî ve cehmi kimseleri tekfir eder, onları Kur’an’ın Allah sözü değil, beşer sözü olduğunu iddia eden müşriklerle kıyaslar ve “Kuran mahluktur” görüşünü hem lafız hem manaca müşriklerin sözlerinin bir tekrarı sayar.

Kitabındaki açık ifadelerinden de anlaşıldığı gibi Darimî’nin gözünde “Kuran mahluktur” diyen Mutezile, “Kuran Allah sözü değildir, Muhammed’in uydurup Allah’a yakıştırdığı bir sözdür” diyen Mekke müşrikleriyle aynı kefededir. Dolayısıyla Kur’an’da, müşriklerin bu yöndeki ithamlarına cevaben yer alan ayetler Mutezile için de geçerlidir. Nitekim Nakz’da bu ayetler üzerinden Mutezile ağır bir itham altında bırakılmaktadır.

Dârimî’nin bu ithamı aslında işlettiği yanlış bir akıl yürütmeye dayanıyor. Şöyle diyor Dârimî: “Müşriklerden Velid b. Muğire Kur’an için “o ancak bir beşer sözüdür” dedi. Bugün Bişr ve Cehm de aynı şeyi söylüyor. Çünkü beşer sözü mahluktur, bunda şüphe yok.”

Yanlış akıl yürütmeyi görmek için Darimi’nin sözünü analiz edelim. İddiaya göre Bişr ve Cehm’in Kur’an mahluktur yönündeki görüşü, Kur’an ancak beşer sözüdür diyen Müşrik Velid’in sözü gibidir.

Bu iddiaya gerekçe olarak ne diyor Dârimî: Çünkü beşer sözü mahluktur.

Gerekçe üzerinden iddiayı tekrar ele aldığımızda Darimî’nin akıl yürütmesi ortaya çıkıyor: “Bişr de dahil hepimiz nezdinde beşer sözü mahluktur. Bişr’e göre Kur’an da mahluktur. Öyleyse Bişr’e göre Kur’an beşer sözüdür.”

Bu akıl yürütmenin devamını takdir etmek zor değil: “Öyleyse Bişr tıpkı Velid ve benzeri müşrikler gibi kafir olmuştur.”
Bir insanı, hatta bir ekolü tekfir etmek bu kadar basit mi? Böyle bir akıl yürütmeye dayanarak tekfire kalkışılabilir mi?

Şimdi akıl yürütmenin arızasına bakalım. Eğer bu akıl yürütme doğruysa şu da doğru olmalıdır: “İnsan yürür. Kedi de yürür. Öyleyse insan kedidir.” Bu akıl yürütme ne kadar yanlışsa ondan hiçbir farkı olmayan “Kur’an mahluktur. Beşer sözü de mahluktur. Öyleyse Kur’an beşer sözüdür” şeklindeki akıl yürütme de o kadar yanlıştır.

Burada bir vasıfta ortak olan iki şeyi birbirine eşitlemek gibi bir zihin sürçmesi var. Teknik anlatımıyla kıyasın ikinci şekli üzerinden yürütülen bir akıl yürütmede basit bir kural ihlali yapılmıştır. Kurala göre, ikinci şekil kıyaslarda öncüllerden biri olumluysa diğeri olumsuz olmak zorundadır. İkisi birden olumlu ya da ikisi birden olumsuz olursa kıyas fasit olur.

Buna göre kıyası şöyle düzeltebiliriz: “Kur’an mahluk değildir. Beşer sözü mahluktur. Öyleyse Kur’an beşer sözü değildir.” Ancak bu sonuç Dârimî’nin amacını karşılamaz. Çünkü Darimî’nin hedefinde Kuran’ın beşer sözü olmadığını ispatlamak değil, “Kur’an mahluktur” diyen Mutezile’yi müşriklerle aynı kefeye koymak var.

Ne hazin tecelli değil mi? Tarihte mantık eğitimine karşı çıkanlar da Darimî meşrep ehli hadis çevredendi. Şimdi onlara mı hak vermeli, yoksa mantık bilmeyenin ilmine güven olmaz diyen İmam Gazzâlî’ye mi?